İstanbul’un Avrupa yakasında doğup büyümüş birisi olarak Anadolu yakasını daha çok sevdiğimi ifade etmeliyim. 2014’de Zeytinburnu’nda bir Anadolu lisesinden mezun oldum. Sınav ve tercih süreçlerinden sonra uzun zamandır hedeflediğim ve istediğim Uluslararası İlişkiler bölümünü kazanmıştım. Tercih sürecinde ise birçok okulun kampüsünü gezmiştim arkadaşlarımla. En son gezdiğim yer ise Marmara Üniversitesi Anadoluhisarı Kampüsü idi. (Mezun olduğum Uluslararası İlişkiler bölümü buradaydı.) Kampüsümüz gerçekten çok harika bir yerdeydi. Anadoluhisarı’na ve boğaza yürüme mesafesindeydi. Eğitim öğretim kalitesi, hocaları, yurtdışı olanakları vs. öğrendikten sonra okuyacağım okulu ve kampüsü kafamda netleştirmiştim. Sonrasında bölümü kazandım ve üniversite maceram başlamış oldu.  

2014 yılı itibariyle hayatımın büyük bir bölümü Anadolu yakasında geçmeye başladı. Üniversite yıllarımdan sonra geriye dönüp baktığımda konum olarak (aynı şekilde eğitim kalitesi olarak da) gerçekten iyi bir tercih yaptığımı düşünüyorum. 1 senelik hazırlık eğitiminden sonra lisans eğitimi için Anadoluhisarı’na gitmeye başladım. Kampüsümüzün içerisinde Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin yanı sıra Beden Eğitimi Yüksekokulu (BESYO) da vardı. Yüzme havuzu, fitness salonu, tenis kortları gibi alanlar vardı. Marmara Üniversitesi öğrencilerine de belirli saatlerde bu alanların kullanımı ücretsizdi. Özellikle yüzme havuzunu çok kullandığımı söyleyebilirim. Kampüsün dışında ise yürüyerek çok kısa sürede ulaşabileceğiniz kafeler ve restoranlar mevcut. Sabancı öğretmenevi ise bizim fakültede bulunanların haftada 2-3 kez muhakkak gittikleri bir yerdi. Hem bir sosyal tesis olması hem de geniş bir alanda rahatça vakit geçirmeye müsait olması bizim için tercih sebeplerinden bazılarıydı. Sınav öncesi ya da sınav aralarında ders çalışabildiğimiz çok güzel bir yerdi Sabancı Öğretmenevi.

Beykoz sevgimin başlangıcını da bu şekilde özetlemiş oldum. Üniversite yıllarım boyunca olabildiğince gezmeye çalıştım. Yakın arkadaşlarımla Beykoz gezileri de düzenliyorduk. Bir seferinde Üsküdar’da buluşup sahil şeridini takip ederek İstanbul’un Karadeniz kıyılarında olan Anadolu Fenerine kadar gitmiştik.    Bu yazımda ise sizlere kendi gezdiğim yerlerden kesitler sunmaya çalışacağım. Öncelikle başlangıç noktası olarak Üsküdar’ı seçmek yerinde olur diye düşünüyorum. Çünkü hem ortak buluşma noktası olması anlamında hem de ulaşım anlamında merkezi bir noktada bulunuyor. Buradan hareketle kıyı şeridini takip ederek yolculuk yapmakta çok keyifli gerçekten. Üsküdar’da gezilecek yerlere ve mekanlara bu yazıda girmiyorum başka bir yazıda bu konuyu da ayrıntılı ele alabiliriz. Yolculuğumuz Üsküdar merkezden sonra sırasıyla Paşalimanı, Fethi Paşa Korusu, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Kuleli, Kandilli olarak devam eder. Buradan sonra ise Beykoz başlıyor. Küçüksu’ya vardığınızda burada birçok gezilebilecek alan sizi bekliyor. Öncelikle Anadoluhisarı burada bulunuyor. Etrafında birçok kafe mevcut. Sabancı Öğretmenevi ise üniversite yıllarımdan sonra da hala benim favori mekanlarım arasındadır. Ayrıca Küçüksu çayırında da kamp sandalyelerinizle ya da hasırlarınızla oturabilir, güzel havanın keyfini çıkarabilirsiniz.

Fotoğraf: Ahmed Faruk Dinç

Buradan yolumuza devam edecek olursak az ileride Otağtepe bulunuyor. FSM Köprüsüne varmadan hemen önce tepede bir noktada bulunan bu alanda harika bir manzara bulunuyor. Burada muhakkak manzaranın tadını çıkarmalı ve bolca fotoğraf çekinmelisiniz.

Fotoğraf: Ahmed Faruk Dinç

Diğer bir durağımız ise Kanlıca ve Mihrabat Korusu. Kanlıca yoğurdu ile meşhur bir yer. Dilersiniz burada bir tadım yapabilirsiniz. Mihrabat Korusu ile alakalı olarak ise web sitelerinde şu bilgiler yer almakta; Yaklaşık 210.000 m2 alan üzerine kurulu Mihrabat Korusu; restaurant, cafe, özel davet ve organizasyon alanları, sosyal ve kültürel faaliyet alanları, yürüyüş yolları ve anfi tiyatro gibi mekanları ile hizmet vermektedir. (mihrabatkorusu.com)

Rotamızın diğer güzel bir noktası Çubuklu. Özellikle gün batımlarında sahil parkurunda keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz. Yine burada bulunan Hidiv Kasrı’da mutlaka gezi listenizde bulunmalı. Beltur’un sitesindeki bilgileri de ekleyecek olursak; Hidiv Kasrı; Beykoz İlçesi’nin Çubuklu sırtlarında 1907 yılında Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırılmıştır. 27O dönümlük bir arazi içinde inşa edilen Kasır “Art Nouveau” tarzında ve İstanbul Boğazı’nı seyreden bir kule ile tasarlanmıştır. Kulesinde Boğazın`ın yarısının seyredildiği hakim bir görüş mevcuttur. Hıdiv Kasrı’nın diğer önemli bir özelliği de buharla çalışan ilk asansöre sahip olmasıdır. Kasrın ana girişinin ortasında mermerden yapılmış bir çeşmesi ve bunu takip eden çeşme ve havuzları bulunmaktadır. Tavanları vitray ile kaplı, giriş katında şömineli bir salonu bu salonun üst katında daire şeklinde iki büyük yatak odası yer alan kasrın yine bu katta iç tuvalet ve banyoları mevcuttur. (https://beltur.istanbul/tr/mekan/hidiv-kasri)

Çubukludan sonra ise yine favori mekanlarımdan olan Beykoz Sosyal Tesislerine geçebiliriz. Burası denize sıfır noktada bulunan bir mekân. Özellikle hafta sonları kahvaltı için çok fazla tercih edilen bir yer. İki farklı kafe konsepti mevcut burada. İlk kısımda self servis ile yiyeceklerinizi alıp boş bir yere oturabiliyorsunuz. Diğeri ise restoran, burada ise adınızı yazdırıp sıraya giriyorsunuz. Sonrasında sizi arıyorlar ve üst kata çıkıyorsunuz burada garsonlar siparişinizi alıyor. Her ikisi de denize sıfır ve manzaranın tadını doya doya çıkarabiliyorsunuz.

Fotoğraf: Ahmed Faruk Dinç

Buradan sonra ise Paşabahçe ve Beykoz sahili geliyor. Sonrasında ise sırasıyla Beykoz Korusu, Beykoz Mecidiye Kasrı, Yuşa Hz. Tepesi, Anadolu Kavağı, Yoros Kalesi ve İstanbul’un üçüncü köprüsü olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü gelmekte. Beykoz’un son durağı ise Anadolu Feneri ve Riva. Bu paragrafta yazdıklarımın Beykoz’un iç taraflarında olduğunu ifade edeyim. Muhtemelen bir günlük bir gezi programına sığmayacak yerler.

Genel olarak bu yazımın Beykoz’a dair bir fikir verdiğini düşünüyorum. İstanbul’un en sevdiğim yerlerinden olan Beykoz’u bu şekilde anlatma fikri ise yine Beykoz’da vakit geçirirken aklıma gelmişti. Bu kadar gezdiğim ve bildiğim bir yeri kaleme almalıyım diye düşündüm. Arkadaş çevremden de ara ara Beykoz’da nereye gidelim nasıl gezelim şeklinde sorular geliyordu. Bu yazıda genel bir rota çizmeye çalıştım elbette, gezinin ayrıntıları da bulunmakta. Umarım herkes için faydalı olur.

İstanbul’u sevenlere sevgi ve muhabbetle…

Categories:

4 Responses

  1. Akıcı anlatımınız ve görsellerle desteklediğiniz yazınızla bizlere oraları gezdirmiş gibi oldunuz.
    Kendimizi istanbul’daymışız gibi hissettik. Kaleminize sağlık. Yazılarınızın devamını bekliyoruz.

    • Kıymetli ve güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Yazımı beğenmeniz beni çok mutlu etti. Elimden geldiğince yazmaya devam edeceğim. Saygılar, hürmetler..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir