Gri renk ağırlığı ve ciddiyeti temsil eder. Sorumluluk ve mesuliyetin rengidir gri. Belki de bu yüzden Türkiye’nin başkenti Ankara gri bir şehirdir. Uzun ve geniş yapılarıyla hemen hemen her yerde bulunan kamu binalarıyla ciddi bir şehirdir. Üzerinde Edirne’den Hakkari’ye 81 ilin sorumluluğu vardır. Seveni de vardır Ankara’nın sevmeyeni de. Herkesin kendince haklı bir nedeni var. Bir seri olarak planladığım bu yazıda ise ben kendi tecrübelerimi ve düşüncelerimi paylaşacağım.

   Ankara’ya daha önceleri de geldim. Burada yaşayan akrabalarım ve öğrenciliği için burayı seçen dostlarım var. Bu en son (Temmuz 2022) gelişim ise kapsamlı bir eğitim amacı taşıyor. Haliyle uzun bir süre Ankara’da kalacağım. Ankara’ya dair ilk tespitim ve de çok hoşuma giden özelliği trafiğinin olmaması. Belki burada doğup büyüyenler trafiğin yıllar geçtikçe arttığını söyleyebilirler ancak İstanbul’la kıyaslayınca trafik yok diyebiliriz. Genel olarak her yer birbirine yakın mesafede. Bir yerden bir yere ulaşmak için saatlerce trafik çekmenize gerek yok. İstanbul’daki trafiğin bizler için ne kadar yorucu olduğu burada çok daha iyi anlayabiliyorum. Artık sırf bu trafiği yüzünden İstanbul’dan memleketine ya da farklı bir şehre taşınmak isteyenlere de gerçekten hak veriyorum. Çünkü farkında değiliz belki ama her gün çektiğimiz o trafik bizi hem fiziksel hem de psikolojik olarak etkiliyor. Günlük enerjimizin, sabır ve tahammülümüzün ciddi miktarını trafikte harcıyoruz. Haliyle bu durum hayatımızın geri kalanına da sirayet ediyor. Bu trafik meselesini herhangi bir öneri tavsiye vs. olmadan kapatıyorum gerçekten zor bir konu çünkü.

   Bu hafta sonu ise araştırmalarım neticesinde bir rota çizdim. Öncelikle aşağıdaki gibi haritalar üzerinden (ilk seferde olmasa bile) gideceğim yerleri işaretledim. Sonrasında ise sırasıyla gezmeye başladık.

İlk durağımız Atatürk Orman Çiftliği oldu. Navigasyondan yol tarifini açarak ulaştık ancak kapıdaki görevli araç ile girişin olmadığını farklı bir bölgeden yaya olarak girip oradaki otobüsler ile gezebileceğimizi söyledi. Açıkçası internette böyle bir bilgiye rastlamadık. Giriş ve gezi ile ilgili bilgileri edinip daha sonra tekrar gelmek üzere buradan ayrıldık. İkinci durağımız hemen yakın mesafede olan Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi oldu. Daha öncesinde fotoğraflarda görmüştüm burayı. Çok büyük bir alana kurulmuş, girişi ve yapısı ile bir AVM’yi andırdığını söyleyebilirim. Kütüphaneye varınca polisler kimlik ve bagaj kontrolü yapıyorlar sonrasında içeriye girebiliyorsunuz. Çok büyük bir otoparkı var. Otoparktan direk kütüphane girişine asansörle çıkış var.

Sınavlara hazırlanan öğrencilerin aktif olarak bu kütüphaneyi kullandığını gözlemledik. Her katta 2 tane de dinlenme odaları bulunuyor, burada çay kahve içip çalışmalarınıza mola verebiliyorsunuz. Biz kütüphaneyi gezerken ‘Saz ve Söz Türk Müziği Tarihi’ adlı bir sergiye denk geldik. Girişte ise sergiye dair şu bilgiler yer almakta;

Türk Müziği Tarihi Sergisi Türkiye’nin alanında akla gelebilecek birçok konunun; elyazması musiki kitaplarının, eski orijinal notalarını, yüzyıllar öncesinden kalma çalgıların, geçmişin meşhur üstadlarına ait kişisel eşyaların, eserlerini zevkle dinlediğimiz bazı ünlü bestecilerin enstrümanlarının ve musiki geçmişimizle alakalı daha başka birçok objenin yer aldığı bir etkinliktir.

Bugün hayatta bulunmayan müzisyenlerle sınırlı tutulmuş olan bu etkinlik, Türkiye’de ilk kez düzenlenmektedir.

Dipnot olarak ekleyelim, sergi 15 Ağustos 2022’ye kadar devam ediyor.

Sonraki rotamız Kuğulu Park oldu. İnternette gezilmesi gereken tavsiye yerlerden birisiydi ancak çok küçük bir alana sahip olduğunu belirtmem gerekir. Listemde bulunan diğer bir yer ise Tunalı Hilmi caddesi idi. Kuğulu Park’ın aşağısındaki cadde oluyor burası. Alışveriş yeme içme anlamında hareketli ve zengin bir yer olduğunu söyleyebilirim.

   Günü tamamlarken son durağımız Hamamönü oldu. Ankara gezi listelerinde mutlaka bulunan bu mekânda 19.yüzyıl sivil mimarlık örneği bulunan binalar, restore edilerek ziyaretçilere açılmış. (https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/ankara/gezilecekyer/hamamonu)

   Ertesi günkü rotamız ise Altınköy Açık Hava Müzesi oldu. Güne burada köy kahvaltısı yaparak başladık. 500 dönüm büyüklüğünde kurulmuş bu alanda 1950’lerden kalma köy hayatını yansıtacak her şey mevcut. Konaklardan, yel ve su değirmenlerine, eski usul ekmek fırınlarına ve odun kesmek için hızarlara kadar her detay düşünülmüş. Kahvaltı yapıp yürüyüş yapabileceğiniz keyifli vakit geçirebileceğiz çok güzel bir yer olduğunu söyleyebilirim.

   Ankara ülkemizin başkenti olması dolayısıyla ağırlığı olan ciddi bir şehirdir. Bununla birlikte bu özelliğinin haricinde keşfedebileceğimiz tarihi, kültürel, sanatsal birçok unsuru olduğunu düşünüyorum.

Categories:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir