Yaşadığımız pandemi sürecinde şartların tekrar ağırlaşması üzerine yasaklar geri geldi. Artık akşam 9’dan sonra ve hafta sonları evlerimizdeyiz. Bu hepimiz için çok zor bir süreç, en kısa zamanda bu sıkıntılı günleri atlatırız diye umuyoruz. Evlerimizde daha fazla vakit geçireceğimiz bu süreç aslında okumak yazmak gibi kişisel hobilerimize vakit ayırabileceğimiz bir fırsat aynı zamanda. Bu düşüncelerle birlikte bu yazımda 2.sefer gerçekleştirdiğim güneydoğu seyahatimde beni en çok etkileyen yeri sizlere anlatmaya çalışacağım.

   Bereketli Hilal bölgesinde yer alan Şanlıurfa, Diyarbakır gibi şehirlerimiz tarihi çok eskilere dayanan yerleşim yerleriyle, kültürüyle, mimarisiyle, gastronomisiyle eşsiz yerler diyebiliriz. Gezip gördükçe okuyup araştırdıkça bu eşsiz tarihi daha çok hissedebiliyorsunuz.

   Bu bölgede yer alan şehirlerimizden ve en önemlilerinden birisi Şanlıurfa. Yaklaşık 19 bin km2 yüzölçümü ve 2 milyonu aşkın nüfusuyla Urfa, Türkiye’nin 8.büyük ilidir. Temel geçim kaynağı hayvancılık ve sanayi olmakla birlikte çok eski çağlara dayayan tarihi ve zengin yemek çeşitleri ile aynı zamanda bir turizm merkezidir. En çok gezilen ve ziyaret edilen yerlerden bazıları şu şekildedir: Balıklıgöl, Eski Şehir, Harran, Peygamberlerin camileri ve makamları, Halfeti (saklı cennet). Son olarak ortaya çıkarılmasıyla beraber tarihin yeniden keşfedildiği ve üzerinde çokça konuşulan Göbekli Tepe.

 

Göbekli Tepe, açığa çıkarılıp anlatılmamış uygarlığın ve tarihin en eski adıdır. Yeni bir arkeolojik keşif, yeni bir kültür ve yeni bir zihniyettir. Göbekli Tepe, tarihin en eski, en büyük ve insan aklının, emeğinin, düşlerinin ve tasarımının en görkemli ve muhteşem yapısıdır.

 

   Göbekli Tepe’yi bu denli önemli kılan şey ortaya çıkarılması ile bilinen, kabul edilen, tarihin değişmesidir.

   Göbekli Tepe, Urfa şehir merkezinin 20 km kuzeydoğusunda bulunan Örencik mevkiinde yer alıyor. Bu mevkide yapılan kazı çalışmaları 1960’ların başına dayanıyor. O dönemde İstanbul ve Chicago Üniversiteleri tarafından yapılan ortak çalışma neticesinde buranın önemli bir neolitik merkez olduğu görüşü ortaya çıkıyor. Esasen Göbekli Tepe’nin keşif süreci 1995 yılında başlıyor. Yöre halkından birisi bulduğu bir kalıntıyı Urfa Müzesine götürüyor. Oradaki görevliler getirilen buluntunun basit, alelade bir eser olduğunu düşünüp depoya kaldırıyorlar. Sonrasında bu eserleri gören Alman arkeolog Klaus Schmidt Göbekli Tepe’nin farklı ve heyecan verici bir yer olduğunu hissediyor. (Bununla alakalı ayrıntı bilgi için bu videoyu izleyebilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=qseW5x1MfCk)

   Kazılar Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve Klaus Schmidt bilimsel danışmanlığında başlıyor 2007 yılından itibaren ise kazı çalışmaları Bakanlar Kurulu kararlı kazı statüsüyle ve yine Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Klaus Schmidt’ in başkanlığında devam ettiriliyor.

   Göbekli Tepe, Mezopotamya’daki ilk şehirlerden 5000 yıl, milyonlarca turistin ziyaret ettiği İngiltere’deki ünlü Stonehenge’den 7000 yıl, Mısır Piramitleri’nden 7500 yıl, Malta Adası’nda bulunan tapınaklardan da 6500 yıl daha eskidir. Göbekli Tepe, MÖ. 10.000 yani günümüzden 12.000 yıl öncesine tarihlenen Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e ait anıtsal bir yapıdır. Yani Göbekli Tepe tarihin sıfır noktasıdır.

   Ben Göbekli Tepe ile ilgili araştırma yaparken en çok bu tarihi dönemlerde zorlanmıştım. Çünkü o dönemin yaşam özelliklerini, gelişmişlik seviyesini bilmeden Göbekli Tepe’yi anlamak zorlaşıyor. Bu sebepten ötürü kısaca tarihi çağları belirtip Neolitik Çağ’dan bahsetmek istiyorum.

 

  • Paleolitik Çağ (Eski Taş Çağı): MÖ. 1.000.000 – 15.000
  • Mezolitik Çağ (Ara Taş Çağı): MÖ. 15.000 – 10.000
  • Neolitik Çağ (Yeni Taş Çağı): MÖ. 10.000 – 5500
    • *Çanak Çömlek Öncesi Neolitik Çağ: MÖ. 10.000 – 7000
    • *Çanak Çömlekli Neolitik Çağ: MÖ. 7000 – 5500
  • Kalkolitik Çağ (Bakır Taş Çağı): MÖ. 5500 – 3000
  • Tunç Çağı: MÖ. 3000 – 1200

  

   Göbekli Tepe’nin inşası bu tarihi dönemler içerinde Çanak Çömlek Öncesi Neolitik Çağ’a denk geliyor. Bu dönemde insanlar en basit kap-kacak veya çanak çömlekten yoksun bir şekilde 8-10 kişilik gruplar halinde hayat sürüyorlar. Bu sebepten ötürü yerleşim yerleri su kaynaklarının olduğu yerdeydi. Uzağa gidemezlerdi çünkü suyu taşıyabilecek aletleri yoktu. Bu dönemin insanları avcı-toplayıcı olarak adlandırılıyordu. Göbekli Tepe’nin önemi aslında tam da burada. Devasa büyüklükte taşların dizilişi o dönemin koşullarında bir hayli zor bir iş. Bu yapıların oluşturulması için o döneme dair yukarıda varsaydığımız özelliklerden çok daha fazlası gerekmekte.

   ‘Göbekli Tepe kompleksinin yapılışı ciddi bir emeği ve işçiliği gerektirdiği tartışmasız bir durumdur. Bu denli büyük bir merkez, ancak inanç sistemine dayalı hiyerarşik bir düşünenin ürünü olabilir. Hiyerarşik düşüncenin varlığı, hiyerarşik bir toplumun varlığında söz konusu olabilir. Bütün bunlardan şu sonuç ortaya çıkıyor: Şimdiye kadar avcı-toplayıcı topluluklar hakkında ortaya atılan hipotezler ve bilgiler eksik ve yanıltıcıdır. Bu topluluklarda bildiklerimizin daha gelişkin, karmaşık ve toplum için yararlı bir hiyerarşik yapılanmanın varlığı, umduğumuzun ötesinde gelişkin bir uygarlığın varlığına işaret etmektedir.’

   İlk yazıyı burada sonlandırmak istiyorum. Diğer yazımda biraz daha Göbekli Tepe ile ilgili yapılan araştırmalar ve teorik çalışmalardan bahsedeceğim.

2 Responses

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir