‘İktisadın Unuttuğu İnsan’ Ester Biton Ruben tarafından kaleme alınmış inceleme-araştırma türünde bir kitaptır. Yazar 1968 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını ise Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nde tamamladı.

İktisadın Unuttuğu İnsan / Ester Biton Ruben / Bağlam Yayınları

   Kapsamlı bir eğitim sürecindeyken bir hocamızın tavsiyesi ile bu kitabı okumaya karar verdim. İktisadı; teoriler, grafikler açısından değil de insanı tanımlaması yönünden ele aldığı için dikkatimi çekmişti. Yazar ise bu durumu kitabın giriş bölümünde şu şekilde açıklıyor:

‘İktisat bilimi insandan giderek uzaklaşmakta. İktisat dendiği zaman pek çok kişinin aklına parasal büyüklükler, borsa, ticaret vs… gelmekte. Dünyanın pek çok yerindeki meslektaşlarım parasal hareketlerle, karmaşık matematiksel formüllerle, sayılarla, grafiklerle uğraşmakta. İnsan faktörü neredeyse tamamen unutulmuş durumda. Oysa iktisadın da içinde bulunduğu sosyal bilimlerin varoluş nedeni insandır.’

   Diğer bir paragrafta ise yazar kitapta savunduğu temel düşünceyi şu şekilde ifade ediyor:

‘Kitabın temel savı, kapitalist ilişkiler çerçevesinde tanımlanan insan modeline dayalı bir yaşam tarzının çeşitli yönleriyle, insanın ruh sağlığını olumsuz etkilediğidir.’

   Kitabın ilk bölümünde İktisat ve Psikoloji arasındaki ilişkiden bahsediliyor. Geleneksel iktisadın temel argümanlarından olan faydacı felsefenin köklerinin psikolojik hedonizme (hazcılık) uzandığı ifade ediliyor. Hazcılık görüşüne göre insanlar tüm eylemlerinde acıdan kaçınıp hazlarının peşinden koşarlar. Amaç iş ve eylemlerden alınan hazzı maksimum düzeye çıkarmaktır. Yazara göre bu hazcılık, geleneksel iktisadi anlayışın en önemli savlarından biri olan çıkarı peşinde koşan insan anlayışının da altyapısını oluşturur.

   İkinci bölümün konusu ise geleneksel iktisadın insan anlayışı. Burada en temelde insana atfedilen iki özellik mevcut. Birincisi insan bencil bir varlıktır, kendi çıkarını her şeyin üzerinde tutar. Buradaki en önemli vurgu ise bu özelliğin insanlarda doğuştan olduğu iddiasıdır. Yani sosyal ve ekonomik koşullardan bağımsız olarak insan doğuştan bencildir. İkinci özellik ise insan akılcı, rasyonel bir varlıktır. Ekonomik ilişkilerinde her zaman rasyonel bir şekilde davranır ve kararlarını buna göre verir.

İnsan bencildir, kendi çıkarını her şeyden üstün tutar.

İnsan her durumda faydasını en çoklaştırmaya çalışır.

Dolayısıyla insan akılcıdır, çünkü her zaman elindeki kaynakları en iyi şekilde kullanarak kişisel çıkarını maksimize eder.’

   Kitabın üçüncü bölümde yazar Psikolojinin insan tanımına yer veriyor. Son iki bölümde ise kapitalizmin körüklediği duygular ve modern yaşamda kapitalizmin psikolojik etkileri başlıkları bulunuyor.

   Kitabın dördüncü bölümünde yazar kapitalizmin körüklediği duyguları şu şekilde sayıyor: korku ve kaygı, bencillik, güvensizlik, hırs, huzursuzluk ve öfke. Bu duyguları gerek iş hayatında gerekse de ticari hayatta yaşayarak görebiliyoruz. Sert rekabet koşulları, sadece başarıya odaklı iş modelleri, çalışanı zor durumda bırakan performans kriterleri gibi örnekleri bu duyguların sebepleri arasında sayabiliriz.

   Son bölümde modern yaşamda kapitalizmin psikolojik etkilerinden bahsediyor yazar. Değişen zaman boyutu ile alakalı dikkat çekici tespitler ise aşağıdaki gibi.

Sennett, kapitalizmin daha önceki dönemlerinde insanların yaşamlarında zamanın son derece doğrusal olduğunu söylüyor. İnsanlar her günü birbirinin aynı olan işlerde yıllar yılı çalışırlardı. Birikimleri bu zaman doğrusu boyunca yavaş yavaş büyürdü. Her hafta tasarruflarının ne kadar arttığını kontrol eder, evlerini sürekli eklerle ve iyileştirmelerle güzelleştirmeye uğraşırlardı. Nihayetinde sürprizlere yer olmayan, zamanın ‘kestirilebilir’ olduğu bir dönemde yaşarlardı. Zamanın bu iki özelliği, doğrusallık ve kestirebilirlik, insanlara bir özgüven ve kendine saygı hissi sağlıyordu. Oysa günümüzün modern yaşantısında zaman artık doğrusal değil. İnsanlardan işlerini yaparken seri hareket etmeleri, her an değişime hazır olmaları, sürekli olarak risk almaları isteniyor. Bu durumla birlikte zamanın artık doğrusal olarak algılanmaması, yaşantımızın her alanında belirsizliğin hüküm sürmesine yol açıyor.

Günümüz modern yaşam tarzında, zamanla ilişkimizde göze çarpan diğer iki unsur, zamanın asla yetmemesi ve ‘uzun vade’ söyleminin gündemden kalkması. Oysa son 40 yıldır hayatımızı kolaylaştıran pek çok alet-edevatın kullanılmaya başlanmasıyla, kendimize daha çok zaman ayırabileceğimizi düşünüyorduk. Yani teknoloji kullanımına dayalı bu aletler zamandan tasarruf etmemizi sağladı ama tasarruf edilen zamanı kendimiz için değil daha fazla çalışmak, daha fazla kazanmak için harcar olduk. Çünkü ‘en çoklaştırma’ üzerine kurulu sistem bize bunu dayatır. Hep daha fazla şeyler başarmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Böylece kendimize ve sevdiklerimize ayıracak vaktimiz kalmıyor. Bir arkadaşımızın derdini dinlemeye vakit ayıramıyoruz, çocuğumuzla gerçek bir konuşma gerçekleştiremiyoruz, ailemizi ihmal ediyoruz çünkü hep çok yoğunuz. Mevcut sistem eşyadan yana zengin, zamandan yana fakir bireyler üretiyor.’

   Kitabın içerisinden benim dikkatimi çeken önemli yerleri sizlerle paylaşmaya çalıştım. Esasında satırları okurken yaşadığımız hayat ile kitapta vurgulanan konuların ne kadar benzer olduğunu fark ettim. Gerçekten de onca teknolojik gelişmeye rağmen hiçbir yere ve hiçbir şeye yetiştiremiyoruz. Aile, arkadaşlık ya da akrabalık ilişkilerimiz eskiye nazaran daha zayıf. Kapitalist düzenin çarkları içerisine sıkışmış, kariyerinde yükselebilmek için her şeyi mubah gören birçok insan var. Bu sistemin bir sonucu olarak hayattan zevk alamayan, her daim bir telaş ve endişe içerisinde olan, kariyer basamaklarında daha hızlı yükselebilmek için her türlü haksızlığa hukuksuzluğa başvurabilen bir kitle var ve bunlar toplumumuz karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan birisi. Unutmamalıyız ki bu dünyadaki serüvenimizin bir nihayeti var ve bu yolculukta ne kadar ahlaklı ve dürüst olabilirsek o kadar kazançlıyızdır.

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir