Roma ile başlayan Floransa ile devam eden İtalya maceramız Venedik ile son buldu. İtalya en çok zaman harcadığımız ve birden fazla şehrini gezdiğimiz ülke oldu Avrupa rotamızda. Daha sonra Marco Polo Havaalanı’ndan Paris’e geçtik, akşamüzeri şehre vardık.

   Paris’te ilk durağımız Eyfel Kulesi oldu. Fotoğraflarda çok görmüştüm ama bu kadar büyük olacağını tahmin etmemiştim. Poza sığdırmak büyük maharet bence. Eyfel Kulesi Paris’le özdeşleşmiş ve turistlerin de en çok ilgi gösterdiği bir yapı. En tepeden Paris manzarasını seyretmek gerçekten muhteşem bir deneyimdi. Şehrin ve binaların yapısı, düzeni harikuladeydi. İnsan ister istemez Galata Kulesi’nden gördüğü çarpık İstanbul manzarası için üzülüyor.

   

 Seyir terasında gezerken bir evlilik teklifine de şahit olduk. 324 metrede evlilik teklifi güzel bir fikir bence.

   Eyfel Kulesi’nin ardından yine çok ünlü turistik bir yer olan Şanzelize Caddesi’ne gittik. Lüks mağazalarıyla ünlü Şanzelize ’de Napolyon tarafından yapılmış bir de Zafer Takı bulunuyor. Böylelikle Paris’te ilk gün bitmiş oldu.

   Gün kararmak üzereyken biz de kalacağımız yere yakın metro durağında indik ama kaybolduk. Etrafta yol soracak birilerine bakarken Türk dönerciye rast geldik. Tabi insan gurbette tanıdık birilerine rastlayınca mutlu oluyor bir de tam ihtiyaç anında olunca daha bir mutlu oluyor. Girdik içeriye, bir süre sohbet ettik. Sonra orada kuaförde çalışan başka bir abiyle tanıştık, 4 5 yıldır Paris’te yaşıyormuş. Haliyle etrafı da biliyor, beraber gidelim kaldığınız yere dedi. Hem yürüdük hem sohbet ettik. Paris’ten orada yaşayan gurbetçi Türklerden, yerel özelliklerinden vesaire. Dışarıdan Paris’in hep turistik ve lüks yüzü gözükür ama içerine doğru çok farklı özelliklere sahip yerler de var. Paris ‘zone’ adı verilen bölgelere bölünmüş. 1 ve 2. bölge turistik yerlerin bulunduğu yerlerken diğer bölgeler daha çok varoş yerler diye tabir edebileceğimiz yerler. Paris de aynı Roma gibi küreselleşmenin yıkıcı etkilerinden nasibini almış bir şehir. Daha çok göçmenlerin yaşadığı 3 ve 4. Bölgelerde ciddi anlamda güvenlik sorunları mevcut. Bir de böyle bir yönü var Paris’in. Tecrübe ettiğim diğer bir konu ise gurbetçi Türklerin hayatı. Örneğin dönercide çalışan Cesur abi Paris’e 15 yıl önce gelmiş ve daha sonra hiç gitmemiş Türkiye’ye. Nedenini sorduğumda Türkiye’ye geldiği taktirde geri Paris’e dönemez yanıtını aldım. Çalışma ya da oturum izni çıkarmak bir hayli zor bir süreçmiş. Genel olarak çalışma şartları da ağır. Çok uzun saatler çalışmak durumundalarmış. Amaçları belli bir müddet çalışıp kazandıkları birikimle Türkiye’de iyi bir hayat yaşamak. Kur farkından ötürü de kazançlı çıkıyorlar ayrıca, oradayken biz Euro’nun çıkmasına üzülürken orada çalışan abilerin sevinmesi de ilginç bir anı olarak kaldı bende.

   Paris’te 2.gün Eyfel Kulesi’nden bile daha fazla ziyaretçi çeken ünlü Notre Dame Katedrali’ne gittik. Daha sonra Louvre Müzesi’ni gezdik. Bildiğiniz gibi Paris kültürel açıdan da çok zengin bir şehir. Bu müzede 35 bin adet obje sergileniyor ve Leonardo Da Vinci’nin ünlü eseri Mona Lisa tablosu da burada bulunuyor.

   Birkaç turistik yeri de gezdikten sonra Paris maceramız sona erdi. Bir sonraki durağımız ise Çek Cumhuriyeti’ydi. Küçük, güzel ve sakin bir şehir olan Prag…

   Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Categories:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir