Hatıra Nev’inden Avrupa Notlarım

   Roma’dan başlayan yolculuğumuz 20 günde 6759 km ve 6 ülke 8 şehir ile Belgrad’ta son buldu. Yorucu olmakla beraber bir o kadarda eğlenceli bir tecrübe oldu benim için. Küreselleşmenin acı yüzü ile boğuşan mega kentlere, mütevazi ve huzurlu şehirlere, tarihi ve turistik yapılara şahit olduk. Farklı milletleri, insanları ve hayatlarını gördük ve ana vatandan uzakta yaşayan gurbetçi Türklerin hikayelerini dinledik.

   Bu klasik bir gezi yazısı olmayacak, gezilecek önemli yerleri içeren ulaşım, konaklama vesaire gibi tavsiyeleri olan. Çünkü bence gezip görmeyi anlamlı kılan mekanın ruhunu hissedebilmek, farklı kültürleri ve insanları anlamlandırabilmek, karşılaştırabilmek ve de tabi ki bunları kendi hayat süzgecinden geçirip ortaya bir sonuç çıkarabilmektir. Onun içindir ki Roma ile alakalı yüzlerce, binlerce yazı yazılabilir, çünkü her insanın gezip gördüğü okuyup anladığı farklıdır.

   Sıcak bir yaz günü indik Roma Fiumicino havalimanına. Daha önce yaşadığım ve duyduğum birkaç olaydan ötürü biraz tedirgindim pasaport kontrolüne giderken. Gerçi ulaşım, konaklama gibi belgelerimiz hazırdı ama. İlk önce lise üçe geçen kardeşim uzattı pasaportunu. (İlk defa yurtdışına çıkıyordu ve pasaportunda schengen vizesinden başka bir şey yoktu) Gümrük polisi direk giriş mührünü bastı, daha sonra ben uzattım. Vizeme baktı tam mührü vuracakken, eli diğer sayfalara gitti ve Suudi Arabistan’dan aldığım umre vizesini gördü. Daha sonra mührü yerine koydu ve bir müddet bana baktı. Sonra otel rezervasyonu, otobüs, uçak biletleri, toplam gezi süresi, gezilecek diğer ülkeler gibi sorular sormaya başladı. Belgeler hazır olduğu için çıkarıp gösterdim ve sorduğu diğer sorulara da cevap verdim. En sonunda giriş mührünü bastı ve ülkeye giriş yapabildik. Aslında gümrük polisinin gezimle alakalı sorular sorması normal ama umre vizesini gördükten sonra sorması manidardı. O an aklından geçenleri bilemem ama tahmin edebiliyorum. Dünya genel olarak zor bir dönemden geçiyor. Birçok farklı yerden meydan okumalarla karşı karşıyayız. İklim değişikliği, az gelişmişlik, ölümcül virüsler, açlık, kuraklık ve en fazla gündemde olanı uluslararası terörizm. Acı olan taraf ise terörizmin İslamiyet’le ilişkilendirilmesi ve bunun sonucunda da hızla yükselişe geçen İslamofobi. Bu meseleyi uzun uzadıya araştırmak, konuşmak gerekiyor aslında. En nihayetinde benim yaşadığım olay İslamofobik diye nitelendirilecek kadar büyük değil. Dikkat çekmek istediğim nokta insanların zihin dünyalarında var olan önyargılar ve korkular. Daha da önemlisi bu ön yargılar medya aracılığıyla bilinçli olarak besleniyor ve büyütülüyor.

   Havalimanından şehir merkezine kalacağımız yere geçtik. Şehrin ilk dikkat çeken özelliği ise kozmopolit bir yapıda oluşu. Afrika’nın birçok farklı yerinden ve Bangladeş gibi fakir Asya ülkelerinden insanlar mevcut. Genelde şehir merkezinden uzakta, banliyö diyebileceğimiz yerlerde yaşıyorlar. Özellikle turistik bölgelerde işportacılık yapıyorlar. Selfi çubuğu, kulaklık, soğuk su vesaire satıyorlar. (Bir şey almanızı tavsiye etmem ama ihtiyaçta olduysa ilk söyledikleri fiyatı kabul etmeyin derim, bize selfi çubuğu için 10 Euro istemişti, en sonunda 2 Euro’ya aldık. 😊 )

   Şöyle bir konuya da değineyim, daha sonra Paris için de söyleyeceğim benzerlerini. Roma gibi metropol şehirlerde küreselleşmenin acı yönünü çok rahat görebiliyorsunuz. Küreselleşmeden kastım şu aslında; gelişen ulaşım ve iletişim teknolojisiyle beraber dünya gittikçe küçülüyor ve birbirinden bağımsız gibi gördüğümüz olaylar aslında birbiriyle iç içe geçmiş olabiliyor. Bugün dünyanın az gelişmiş bölgelerinde, örneğin Afrika, birçok problem var ve bunların bir kısmı geçmişte uygulanan politikalarla alakalı. Biraz daha açacak olursak, Afrika’da birçok ülke sömürge altındaydı ve bunun bir sonucu olarak insanlar temel yaşam gerekliliklerini sağlayamıyorlardı. Bu da insanların oradan çıkıp Avrupa gibi daha gelişmiş hayat standartları olan yerlere doğru göç etmesiyle sonuçlandı. Bu göç sonucu hırsızlık, kapkaç gibi güvenlik sorunlarının yanında uyuşturucu alım satımı gibi illegal ticaretler de ortaya çıkardı. Aslında küreselleşmenin birçok alanda sağladığı kolaylıklarla beraber bir de bu acı yüzü olduğunu gördüm. Bu yüzleşmeyi İstanbul’da da yaşıyoruz, farklı boyutlarda.

   Diğer bir tespite gelince (bu akademik olmayacak 😊) Roma’da Kolezyum gibi birçok turistik noktada soğuk su akan çeşmeler mevcut. Sıcak yaz aylarında gezerken gerçekten çok önemli oluyorlar. Çünkü Türkiye’den kur farkı nedeniyle Avrupa’da 4-0 olarak başlıyoruz hayata ve yarım litre suyun da 1 Euro olduğunu düşünürsek, su çeşmeleri daha da anlamlı hale geliyor.

 

   Roma’da özellikle çok önemli turistik yerlerde ve kiliselerde ağır silahlı askerler görev yapıyor. Avrupa’da son yıllarda yaşanan terör olayları sebebiyle önlemler arttırılmış, dikkat çekici nokta ise bu askerlerin hayatın akışına çok zarar vermemeleri. Şöyle açıklayayım; askerler arabalarıyla belli yerlerde konuşlanmışlar ama yanından akşam koşusuna çıkmış birini geçerken görebilirsiniz, yani hayat normal bir şekilde devam ediyor ve bu akışa bir müdahaleleri yok. Aslında olması gereken de o. Güvenliği sağlarken insanları da çok rahatsız ve tedirgin etmemek gerekir.

   Gezdiğimiz yerlerde Asyalı turistlerin çok fazla olduğunu da belirterek burada yazıyı sonlandırmış olalım. Diğer yazıya Floransa ile başlayacağım.

AFD avatarı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir