İlk yazımın çıkış noktası Bauman’ın “Sosyolojik Düşünmek” adlı kitabındaki satırlarıydı. Kısaca; özgürlük kavramının sosyal hayatta tam olarak gerçekleşmesi için, seçimlerimizi hayata geçirme özgürlüğüne sahip olmamız yeterli değildir. Ayrıca başka kaynaklara da ihtiyacımız vardır. İlk yazımın son kısmında bu tartışmanın kısaca hukuki boyutundan bahsetmiştim. Bu yazımda ise bu hukuki boyutu biraz daha açmak istiyorum.
Fakültedeki ilk senemizde gördüğümüz Anayasa Hukuku dersinin bir bölümü bu konu ile alakalıydı. Yine bir alıntı ile devam edecek olursam; İbrahim Kaboğlu’nun “Anayasa Hukuku Dersleri” kitabında şöyle geçer: “Özgür olmak, başkasına karşı öne sürülebilen haklara sahip olmaktır. Hak, daha çok özgürlüğün usuli güvencesi ve gerçekleşme aracı olarak nitelenebilir.” Bu cümleden hareketle, sahip olduğumuz özgürlüklerin gerçek hayatta var olabilmesi için hukuki açıdan “hak” kavramına sahip olmamız gerekir. Hak ve hürriyetler ise tarihi süreç içerisinde birçok değişime uğramış ve gelişmiştir.
Klasik ya da geleneksel olarak adlandırılan I. kuşak haklar, büyük ölçüde kişi özgürlükleri ve siyasal haklardan mürekkeptir. Bireylerin kendi düşünce ve davranışlarını belirleme ve buna ne devletin ne de üçüncü kişilerin karışamaması bu hakların en temel özelliğidir.
Tarih ilerledikçe teknoloji gelişti ve dünyada birçok şey değişmeye başladı. Bu değişim doğal olarak hak ve özgürlüklere de yansıdı ve yeni bir kuşak ortaya çıktı. Sosyal, iktisadi ve kültürel haklar, bahsi geçen II. kuşak hakların içeriğini oluşturmakta. Bu hak ve hürriyetler insanların özgürlüklerden yararlanabilme olanaklarını geliştirmeyi amaçlamakta. Bunun gerçekleşmesi için ise devletin olumlu yükümlülüklerini yerine getirmesi ve sosyal devlet anlayışını geliştirmesi gerekmekte.
III. kuşak haklar olarak sayabileceğimiz çevre, gelişme ve barış hakları ise küreselleşme ile ortaya çıkan meydan okumalara karşı özgürlüklerimizi korumaya ve uygulanabilir kılmaya yönelik olarak ortaya çıkmıştır.
Sonuç olarak, dünya değişmekte ve özgürlüklere yönelik bakış açımız da değişmekte. Doğal olarak bu değişimin neticesinde hak ve hürriyetler gelişmekte. Örneğin bundan yüzyıl önce temiz ve sağlıklı bir ortamda yaşamak çok daha kolaydı. Böyle bir yerde yaşamayı tercihe bağlı bir özgürlük olarak görürsek, o dönem için böyle bir özgürlüğün varlığı yeterli diyebilirdik. Ancak günümüzde bunun için üçüncü haklardan olan çevre ve gelişme hakkına sahip olmamız gerekir. Çünkü küresel ısınma, radyasyon, hava kirliliği çok önemli sorunlarımız var artık. Temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamak için III. kuşak haklarımıza sahip olmamız ve bu hakların reel hayatta uygulanabiliyor olması gerekiyor. Son olarak bu uygulanabilir olma kelimesine tekrar vurgu yapmak isterim. Çünkü teoride veya yazılı olarak hak ve hürriyetlerin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda vatandaşların bunları aktif olarak kullanabiliyor, faydalanabiliyor olması gerekir.
