Savaşa Dair ‘Blitzkrieg’

I have nothing to offer but blood, toil, tears and sweat.

‘Size sunacağım tek şey kan, sıkıntı, gözyaşı ve ter.’

Winston Churchill

   İzlediğim bir belgesel üzerine üniversite yıllarında çokça okumalar yaptığımız ve derslerini gördüğümüz konular aklıma geldi. Bu derslerde Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki dönemi kapsayan konular işlenmişti. İzlediğim belgesel serisinin ilk bölümünde ise İkinci Dünya Savaşı’nın başlayışı ve Paris’in Hitler tarafından işgal edilmesine kadarki süreç anlatılıyor. Bu yazıda sıkıcı kronolojik bir anlatımın aksine önemli tarihi bilgileri de ekleyip belgeselden benim ilgimi çeken kısımları paylaşacağım.

   Belgeselin ilk bölümünün başlığı ‘Blitzkrieg’. Almancada hız anlamına geliyor. Neden bu başlığın kullanıldığı sorusu ise bölümün sonunda daha anlamlı hale geliyor. Birçok kitapta da anlatıldığı üzere İkinci Dünya Savaşı’nın çıkış nedenlerinden birisi olarak Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’ya imzalatılan ve ağır şartlar içeren Versay Antlaşması gösterilir. Bu anlaşma ile Almanya her açıdan zor duruma düşürülmüş, bu durum ise Hitler’in ve faşizmin yükselişine ortam hazırlamıştır.

   Almanya’da iktidarı ele geçiren Hitler hızla ordusunu modernize eder ve geliştirir. İlk olarak Avusturya’yı işgal eder ve ardından Çekoslovakya’nın Alman nüfusu yoğun olan Sutherland’ı işgal eder. Bu gelişmeler yaşanırken İngiltere gibi Avrupa ülkeleri Almanya’ya karşı literatüre ‘appeasement policy’ olarak geçen yatıştırma politikası uygularlar.

   1 Eylül 1939’da Hitler’in Batı Polonya’yı işgali bardağı taşıran son damla olur. Bu işgalin ardından müttefikler Almanya’ya karşı savaş ilan eder. Aynı zamanda Sovyetler Birliği de Doğu Polonya’yı işgal eder. Bu esnada dikkat çeken bir olay yaşanır. İşgallerden iki gün önce Almanya ve Sovyetler Birliği saldırmazlık antlaşması imzalamıştır. Burada ise karşımıza uluslararası ilişkilerde çok sık kullanılan reel politik kavramı çıkmakta. Birbirinden farklı ideolojilere sahip iki devlet, çıkarları örtüştüğünde ideolojik, ekonomik, siyasal farklılıklarını bir kenara bırakıp anlaşma yapabiliyorlar. Bu tarz örneklerin tarihte ve günümüzde birçok örneği bulunmakta.

   Takvimler Mayıs 1940’ı gösterdiğinde İngiltere’nin yeni başbakanı Winston Churchill olur. Yine aynı zamanda Almanya; Hollanda, Belçika ve Fransa’ya saldırır. Hollanda ve Belçika yenilgiye uğratıldıktan sonra Almanya’nın Fransa’ya ilerleyişi devam eder. İşte tam bu noktada belgeselin de başlığı olan ‘blitzkrieg’ yani ‘hız’ kavramı ön plana çıkar. Çünkü kâğıt üzerinde Fransa’nın askeri gücü Almanya’dan daha üstündür. Ancak Almanya’nın çok hızlı olan tankları ve seri manevraları sayesinde Fransızlar bir karışıklık ve panik havasına bürünürler. Esasında ‘blitzkrieg’ taktiği belgeselde geçtiği üzere Almanların ciddi bir hava üstünlüğü, aşırı hızlı tankları, anlık iletişim kabiliyetleri ve yorulmak bilmeyen askerlerine dayalıydı.

Blitzkrieg was a brilliant success.

   Bu şekilde Almanya 9 Haziran’da Rouen kentini alarak Paris’e yaklaşır. Daha sonra ise Fransa Paris’in savunulmasını olanaksız görünce gereksiz bir yıkıma yol açmamak için kenti boşaltır. 14 Haziran 1940’ta Hitler Paris’e giriş yapar.

   Paris’in işgalinin ardından yaşanan ateşkes süreci ise Almanya’nın ve Hitler’in nasıl bir motivasyonla savaştığının bariz göstergesidir. Hitler 1918 yılında Almanya’ya bir vagonda imzalatılan ateşkesin aynısını Fransa’ya yapar. Bahsi geçen tren vagonu müzeden çıkartılır ve 1918 yılında ateşkesin imzalatıldığı yer olan Compiegne’ye getirilir ve burada Fransızlara ateşkes imzalatılır.

   Özet olarak İkinci Dünya Savaşının başlangıcından Paris’in işgaline kadarki süreci yazmaya çalıştım. Bu yazıyı yazarken bahsettiğim belgeselden ve iki cilt halinde olan Oral Sander’in kaleme aldığı ‘Siyasi Tarih’ kitabından yararlandım. Daha ayrıntılı bilgiler için bahsettiğim kaynaklara başvurabilirsiniz.

AFD avatarı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir