Bosna Hatıralarım 2

   Bosna ve genel olarak Balkan coğrafyasına olan ilgim iki buçuk yıl önceki ilk Bosna ziyaretimle başladı. Hayli soğuk bir zamanda gitmiştik ve gezimizin son birkaç gününde hastalanmıştım. Bu gibi talihsizliklere rağmen Türkiye’ye döndüğümde Bosna’ya olan merakım daha da artmıştı. Bu merakın arkasında yatan sebeplerden birisi ise şüphesiz burada yaşayan Osmanlı mirası. Saraybosna camileriyle, çarşılarıyla, tarihi yapılarıyla Bursa’ya çok benzeyen bir şehir. İşte bu benzerlik benim Bosna’ya olan ilgimin artmasındaki nedenlerden birisi. İçinde yaşadığımız medeniyeti şu an sınırlarımız dışında olan bir ülkede görmek gerçekten heyecan verici bir durum. Bununla beraber Saraybosna’da başka kültürlerin de etkisi var. 93 harbinden sonra egemenliği ele geçiren Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun etkisini de şehirde rahatlıkla görebilirsiniz. Hatta öyle ki Saraybosna’da kültürlerin buluşma noktasını temsilen yere çizilmiş bir hat vardır. Çizginin bir tarafında geleneksel Osmanlı mimarisi mevcutken diğer tarafta Avusturya-Macaristan yapıları bulunmakta. Bu açıdan Saraybosna farklı medeniyet ve kültürlerin kesişme noktası olmuş bir şehirdir. Aslında bu özelliği de bu coğrafyaya ilgimin diğer bir sebebi.

   Yukarıda anlattıklarım Bosna merakımın çıkış noktaları. Tabi daha sonra bunlarla alakalı birçok konu üzerinde düşündüm. Her ne kadar Saraybosna’da yaşayan bir Osmanlı kültür ve medeniyeti varsa da şu an çok farklı bir yapısı var. Çünkü Osmanlı bu bölgeden çekileli yaklaşık olarak yüz elli yıl geçti. Bu süre zarfında ise dünyada birçok siyasal ve toplumsal olaylar gerçekleşti. İki dünya savaşı, soğuk savaş, modern devlet ve toplumlar, küreselleşme. Hepsinde de Balkan bölgesi merkezi bir konumda idi. 1. Dünya Savaşının çıkmasına sebep olan suikastın yaşandığı yer Saraybosna’da (Latin köprüsü) bulunuyor. 2. Dünya Savaşının ardından Tito tarafından sosyalist Yugoslav devleti ve ardından yaşanan ayrılıklar ve Bosna’nın yaşadığı soykırım. 1900’lerden günümüze kadar yaşanan bu gelişmeler bölgede birçok şeyi kökünden değiştirdi. İşte son Bosna gezimden sonra bunlar üzerinde daha fazla düşünmeye başladım. Çünkü artık çok farklı bir dünya var ve bu dünyayı anlayabilmek için günümüz dinamiklerini bilmemiz gerekir. Örneğin günümüz dünyası ulus devletlerin özelliklerine göre şekillenmiş bir dünya ve bundan üç yüzyıl önceki imparatorluklar dünyası ile günümüzü yorumlayamayız. Aynı şekilde Balkan coğrafyasını da Osmanlı zamanının dinamiklerine göre anlayamayız. Bu noktada Balkan romantizmine değinmek istiyorum. Balkanları, Bosna’yı anlamaya çalışırken sadece Osmanlı mirası üzerinden romantik bir bakış açısıyla gidersek hataya düşeriz. Nitekim Türkiye’ye yönelik neo-osmanlıcılık suçlamaları var hem akademik hem de siyasal düzlemde. Bundan dolayı Bosna’yı anlamaya çalışırken milliyetçilik, ulus devlet, küreselleşme gibi kavramlara hâkim olmamız gerekiyor. Çünkü doğru politikalar ya da söylemler üretmemiz ancak bu şekilde mümkün olur. Esasında sadece Bosna için değil her bölge için çokça okumalar yapmalıyız ve günümüzün siyasal, sosyal dinamiklerine hâkim olmalıyız.

   Sonuç olarak en çok ihtiyacımız olan şey insanları, coğrafyaları iyi tanıyabilmek. Tanımak için ise çok okumak ve yerinde görmek gerekiyor. Bu açıdan Bosna gezimiz güzel bir tecrübe oldu benim için. Çünkü hiçbir şey, yerinde gözlem yaparak öğrenmek kadar sağlıklı olmaz. Bunu en son Diyarbakır, Mardin gezimde tecrübe etmiştim. İstanbul’dan ülkemizin güneydoğusu ile alakalı bilgi edinmek gerçekten çok kısıtlı. Bir de yurtdışında bir bölgeyi düşünün…

AFD avatarı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir