Umman’da ikinci haftam da proje üzerinde çalışmaya devam ettik. Hedef Güney Afrika’daki akademisyenler, STK’lar, şirketler ve düşünce kuruluşları. Hazırlanan e-surveyleri gönderdik. Temel amaç belirlenen ülkelerde Umman’ın ne kadar bilindiğini tespit etmek. Hocamın dediğine göre elde edilen sonuçlarla karar alıcılar için bazı siyaset alternatifleri üretilecek. Doğrusunu söylemek gerekirse bu projede çalışmadan önce bu tip çalışmaların neye yaradığını bilmiyordum. Yani anketler, medya araştırmaları, insanların fikirleri vs. Ama şimdi çok iyi anlıyorum. Dünya çok hızlı değişiyor ve buna ayak uydurabilmek için toplumun nabzını çok iyi tutmak gerekiyor. Eğer bu tarz projelere ciddi emek verilir ve gerçek sonuçlara ulaşılırsa ardından buna uygun stratejiler, politikalar üretilebilirse uluslararası alanda başarı yakalanabilir. Velhasıl kelam hazırcılığa çok alışmışız. Oysaki birçok konuda doğru düzgün makale yazılmamış, araştırma yapılmamış. Bunu ülkelerin senelik yaptıkları bilimsel araştırma istatistiklerine bakınca daha iyi anlıyoruz.
   Okuldan geldikten sonra ise genelde denize gidiyoruz. Akşam hava kararmadan gidildiğinde kavurucu sıcağa yakalanmamış oluyorsunuz. Hafta sonu ise bir araba kiraladık. Daha önceden araştırdığım Maskat’ın tarihi ve turistik yerlerini gezmeye başladık. İlk durağımız meşhur Sultan Qaboos Camisi oldu.

  Bu görkemli caminin yapımı 1995’te başlayıp altı yıldan fazla sürmüş. Beş bin metrekareden büyük ana mekanı, yerden 90 metre yüksekliğinde olağanüstü bir kubbe örtüyor. Kubbenin özelliği sadece yüksekliğinde değil, altın mozaikler ve camdan yapılmış. Tam anlamıyla göz alıcı. Ana minaresi de kubbeyle aynı boyda ama köşelere yerleştirilenler sadece 45 metre yüksekliğinde. Hem içeride hem de dışarıda olmak üzere toplamda 20 bin kişinin aynı anda ibadet edebildiği cami, dünyanın en büyük ikinci el dokuma halısına ve avizesine ev sahipliği yapıyor. Halının ağırlığı 20 tondan, avizedeki ampul sayısı da 1000’den fazla.

   Bir de Umman’da cuma namazları her camide kılınmıyor. Halk cuma namazı için belirli yerlerde olan merkez camilere gidiyorlar. Ardından Sultan’ın sarayına gittik.
  
   İç kısma giriş yok. Bizde fotoğraflarımızı çekip ayrıldık buradan. Ardından birkaç tane daha cami gezdik. Sonra da Maskat limanına geldik. Sultanın özel gemisi demirli olarak duruyordu. Abdullah Gül cumhurbaşkanı iken Sultan ile beraber gezmişler.
   Yeni yerler görmek, keşfetmek her zaman çok güzeldir. Bunun yanında farklı kültürleri, insanları tanımak da önemli. Umman halkını yaşayışlarını gördükçe gerçekten çok şaşırdım kendi hayatımızla kıyaslayınca… Bir kere ülkede güvenlik problemi yok denecek kadar az. Koca şehir sanki herkesin birbirini tanıdığı, bildiği bir kasaba gibi. Evleri kitleme gibi alışkanlık yok. İstanbul’da babamın evi kilitlemediğimde kızdığını düşününce insana garip geliyor. Umman halkı çok barışçıl insanlar. Bir keresinde birisine üniversiteye otobüs olup olmadığını sormuştum. Olmadığını söyledi ve beni okula kadar götürdü. Yolda muhabbet ettik, Türkiyeyi de seviyorlar. Anlatmaya çalıştığım genel profil yoksa sıkıntılı anlaşılmaz insanlar istisnai olarak elbette var.
   Umman birçok farklı milletten insanın yaşadığı bir yer. Homojen bir yapısı yok. Farklı Arap ülkelerinden, Bangladeş’ten, Hindistan, Pakistan’dan insanlar var. Türkler de var. Neredeyse tamamı Hataylı. Türk lokantaları var ya da inşaat şirketleri. Ama her millet fark etmeksizin kanun önünde eşit. Özellikle trafik ile ilgili konularda. Umman ölümlü kazaların yüksek olduğu bir ülke. Çünkü arabaların motorları çok güçlü, kaliteli ve sağlam. Bundan dolayı trafik ihlalleri sert bir şekilde cezalandırılıyor. Öyle ki ehliyetsiz araba kullanırsanız 1 2 gün hapis yatabiliyorsunuz artı para cezası. Ve bu herkes için geçerli. Örneğin beni okula getirip götüren Tunuslu bir abi var. Şehir içinde bir yolda Ummanlı birisi arabasına çarpmış ve kaçmış. Olayı bir taksici görmüş ve kaçan arabanın plakasını yazmış. Ardından polis Ummanlıyı hapse atıyor. Dediğine göre mahkeme süreci devam ediyormuş. Tunuslu dediğim Tarık abi. Umman’da toplu taşıma diye bir şey olmadığı için ulaşım kişisel araçlarla oluyor. Tarık abide beni ucuz bir fiyata her gün okula getirip götürmeyi kabul etti sağ olsun. Tarık abi bilgisayar programcısı, bir okulda dersler veriyor aynı zamanda da master tezi yazıyor. Türkiye’yi çok seviyor ve iyi de takip ediyor. Türkiye’nin Tunus’a yaptığı yardımlardan bahsediyor. Türkiye’nin son yıllarda gelişmekte olduğunu söylüyor. Okula gidip gelirken siyaset, ekonomi, toplumsal yapı, İslam dünyası ve birçok konuyu konuştuk. Ayrılırken de bir gün Tunus’ta ve İstanbul’da görüşmek üzere sözleştik.

Categories:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir